Çok değerli bir arkadaşımın davetine icabet ederek evine ziyarete gitmiştim. Bir kaç arkadaşı ile dostluk üzerine konuşuyorlardı.
15.01.2015 19:36
Eğitim
Ramazan VAROL

Çok değerli bir arkadaşımın davetine icabet ederek evine ziyarete gitmiştim. Bir kaç arkadaşı ile dostluk üzerine konuşuyorlardı.

Çok değerli bir arkadaşımın davetine icabet ederek evine ziyarete gitmiştim.
Bir kaç arkadaşı ile dostluk üzerine konuşuyorlardı.
Oldukça değerli, güzel paylaşımlar oluşturuyorlardı.
Arkadaşlardan biri dost seçiminin öneminden diğeri dostluğun değerinden bir diğeri de dilde dostluğun kolay ama iş, para, makam, yol vb. işin içine girince çok farklılaştığı üzerinde duruyorlardı.
Dikkatle dinledim ve oldukça etkilendim. Çok derinlere dalmıştım ki, arkadaşlardan biri benim de düşüncemi sorunca,
"İnsanın hayatını yaşarken üzerine aldığı her sorumluluk ile alakalı dostluk ilişkisi farklı bir zemin üzerindedir.
Babanız ve annenize karşı evlat olma sorumluluğunuz sizi onlarla dost olma zorunluluğunuzu ifade etmez.
Öğrencilerinize karşı öğretmen olma sorumluluğunuz onlara karşı dost olma sorumluluğunuzu da almanız anlamına gelmez.
Eşinize karşı aldığınız eşlik sorumluluğunuz da aynı şekilde onlarla dost olma zorunluluğunuzu ifade etmez.
Dost olma sorumluluğu bambaşka ve çok değerli bir sorumluluktur. Yani dostluk her sorumlulukta bir üst basamağa geçiş ve bir makamdır.
Bu anlamda her makam artı insan olmayı test eden en önemli göstergedir. Aynı zamanda dostluk kendi içinde başlı başına bir mutluluk kaynağıdır." dedim.
Bu sözüm üzerine arkadaşlardan biri,
"Ben daha önce eş olunca ya da arkadaş olunca, bir işte ortak olunca dost olmanın zorunlu olduğunu zannederdim. Halbuki şu sözlerinizden dostluğun bir makam, mertebe olduğunu ve onu değerlendirebildiğimiz oranda bizimle birlikte kalınabileceğini anladım. Dostluk aynı zamanda benim için artık korumam gereken bir mutluluk kaynağım olacak. Doğru değil mi?" diye sorunca,
"Tabii ki." diye cevap verdim. Sonra da konuyu biraz daha farklı açıdan değerlendirerek, 
"Zaman zaman arkadaşınız olarak düşündüğünüz insanlar sıcak para gibi dostluk akışı içine girerler.
O zaman bol dostunuz olduğunu düşünmeye başlar çok çabuk ve çok rahat harcamaya başlarsınız.
Bu harcamalar sizi lüks tüketim ve israfın eşiğine götürür.
Bazen de bu akıntı biter ve lüks için değil ama zorunlu harcamanız gereken ihtiyaçlarınız için dahi harcayabilecek birini bulamazsınız.
O halde kaynak, dost, ihtiyaç, israf, değer, değerlendirme, harcama, kazanma vb. kavramlarının içini çok iyi doldurmak gerekiyor.
Bir insan kendini hangi değerde görürse hayatı da o değerde algılamaya başlar. Dolayısıyla söylemleri ve eylemleri doğrultusunda hayatının niteliği de artar.
Bu anlamda düşünürsek insan dostlarını arkadaşları arasından söylemleri ve eylemleri ile seçmiş ve değerlendirmiş olur. 
Bazen kendisi bazen de karşısındaki bu dostluk için biri birine değer olmadığından tekrar arkadaşlık zeminine geçer.
Aslında asıl insanın niteliği burada ortaya çıkar. Çünkü insanlar ya basamak çıkarken ya da basamak inerken dengelerini daha çok kontrol etmek zorundadırlar.
Her çıkış ve her iniş insanın kalitesini ortaya çıkaran en güzel eğitimdir. Hem de her muhataba." dedim.
Bu sözüm üzerine bir arkadaş, "Şimdi daha iyi anladım hocam. Dostluk bir sermayedir. Bu sermayeyi dikkatli ve nitelikli değerlendirmek gerekir. Bir şekilde kaybettiğimiz zaman ise onu eleştirmek ya da yok saymak yerine tekrar kazanma değerlendirmelerine girme çabası içinde olmalıyız. Değil mi?" deyince anlaşılmanın verdiği mutlulukla teşekkür ettim. ve "Evet." dedim sadece.
Sorumluluklarını sağlam zemine oturtarak o zeminden dostluk makamına doğru mutluluk içinde tırmanma çabası içinde olmanız dileği ile sevgi ile paylaşıyorum. (R. Varol)