Bir seminer çalışmamda Fetih ile ilgili konuşuluyordu.
01.01.2015 18:57
Eğitim
Ramazan VAROL

Bir seminer çalışmamda Fetih ile ilgili konuşuluyordu.

Bir seminer çalışmamda Fetih ile ilgili konuşuluyordu.
Konuşmacılardan biri Mekke'nin Fethinin ne kadar da önemli olduğunu vurgularken diğeri ise Fatiha Suresinin bu anlamda kulluğun kapısını açması anlamında ne kadar da anlamlı olduğu üzerinde duruyordu.
Sıra bana gelince,
“Önce Mekkelilerin cehalet batağına batmış gönlünü kir ve pisliklerden arındırıp fethederek Mekke’yi fethetmeyi sonrasına bırakan bir Peygamberin ümmeti olmak gerçekten şahsım için büyük bir onur ve şükür sebebidir.
Aynı zaman da İstanbul'u değil önce İstanbulluların gönüllerini fetheden bir ecdadın torunu olmak da beni onurlandırıyor." diyerek sözlerime başladım.
Sonra da asıl verilmesi gereken mesaja yönelerek,
"Bununla birlikte kendi gönlünü fethetmeden başkalarının gönüllerine talip olan insanları düşünüyorum. Sizce bunu başarabilirler mi dersiniz?
Şimdi tekrar size sormak istiyorum. 
Gönlünü fethedemediği için eline koluna, gözüne kulağına, diline beynine de bir türlü fethedip sahip çıkamayan insanların yapması gereken şey nedir sizce? 
Sorumluluklarını almadan önce o sorumlulukla ilgili kendi gönlünü ve diğer şahısların gönüllerini fethetme sorumluluğu duyan insan olmanın duyarlılığını almamız gerekmez mi? Öncelikli olarak..."
Dedim ve bir süre bekledikten sonra, 
"Gönül fethetmek sevmek, sevmek ise insan olmaya adım atmaktır. 
O halde her işin başı o işi gönülde sevmeyi başarabilmektir." dedim.
Fetih, yürek ister. Yürek ise kirden arınmak, tertemiz olmak ister.
İşte o zaman yüreğe sevgi hakim olur.
Sevgi yüreği fethetmişse bütün organlar da onun hizmetine girer." dedim.
Katılımcılardan biri, “Son dönemde yaşanan gönül kirliliklerinin, kalplere kilitler vurulmasının, kin, nefret ve hasetlerin yaygınlaşmasının bu anlatılanlarla ne kadar çeliştiğini herkes duyuyor, görüyor ve biliyor olmasına rağmen neden bu kadar ileri gittiğini merak ediyorum” deyince, tüylerim diken diken olmuştu. 
Ecdadın bu kapıları açmak için can kapısını tereddütsüz kapatmasını aynı zamanda yeni bir cennet kapısı açmanın yolu olan şehadet yolunu açmayı çok iyi biliyor olduğumuzu da düşünerek, 
“Nice insanlar vardır. Açma ve kapatma ahlakını bilmeden,
Ya kalplerini açarlar/açtırırlar birilerine ya da başkalarının kalplerini açarak girerler kalplerine. 
İşin en garip yanı da bu durumun kalpleri fethetme düşüncesi ile yapılmasıdır." dedikten sonra arkadaşımın ilgi ile dinlediğini fark edince,
"Açılan kalpler kirli niyetle açılmışsa her durumda o kalp kirlenecek ve mutlaka zarar görecektir. 
Ne için, kim için açıldığı da bilinmeden açılan kalpler ise içindeki değerli hazinelerin kaybolmasına neden olabileceği gibi içinin kirlenmesine de yol açabilecektir.
O halde her açılan kalp fethedilmiş olmayacak sadece o kalbe misafir olma ya da misafir etme ahlakını kirletme söz konusu olacaktır.
Tesadüfe kalmış kalp açmalar ve kapatmalar bir fetih olmadığı gibi kalbin kirlenmesine ya da zarar görmesine de neden olabilecektir." deyince katılımcı, derinden düşünerek,
"O halde kalbimizi açarken ve kapatırken de başka birinin kalbini açıp kapatırken de Allah'ın evrene yerleştirdiği ilkeler çerçevesinde davrandığımızda o kalp gerçekten fethedilmiş olacak ve açma kapatma ahlakı da gerçekleşmiş olacak öyle mi hocam?" deyince ben de "Evet." dedim. Sonra da,
"Bu ahlak, bir kalbi açma sorumluluğunu da kapatma sorumluluğunu da üzerimize almakla başlar.
Hiç bir zaman mazeretler, suçlamalar, kin, nefret ve iftiralar vb. çirkin sözler ahlaki olmadığı gibi kişinin kişiliğini yansıtan bir tavır olması açısından sadece kendini bağlayacaktır.
Sonraki adım içeri girme sebebinin temizliğidir. Açılan kalbin içinde pislikler de olsa ya temizlemek için çaba sarf etmeli insan ya da bunu başaramayacağına inanıyorsa edeple içindekileri ortalığa saçmadan o kalpten çıkmalı.
İçinde hazine dolu bir kalbe girdiğini fark ettiyse o zaman da o hazineyi edeple değerlendirmeli, çarçur edip ortalığa da saçıp savurmadığı gibi cimri davranıp başından hiç ayrılmama görgüsüzlüğünü de sergilememelidir.
Bütün bunları başaramayacağına inandığında ise o hazineleri de alır giderim ahlaksızlığı ile değil o kalbi, hazineleri değerlendirme şükrü ile kapatma edebi göstererek terk etmelidir." dedim.
Bütün anlatılanları dinleme ahlakı içinde dikkatle dinleyen arkadaşımın gözlerinin yaşardığını fark edince anlatma ahlakı ile,
"İşte kalplerimizi açmaya değer kişilere açtığımızı düşünüyorsak onları sevgi ile kalbimizde tertemiz özünü gürleştirme çabası ile koruduğumuzda onun kalbini de kendi kalbimizi de fethetmiş oluyoruz. Onu koruduğumuzun zannı ile özünü hücreye hapsederek değil.
Bu durumun tam zıddı olarak kalbimizi hak etmediğine inandığımızı düşündüğümüz kişilere açmış isek ya bu durumu değer olarak düşünüp sevgi ile düzeltme çabası güdüp eğitim ve şükür sebebi yapmalı ya da bu durumdan zarar görüyorsak kimseye mazeret bulup şikayetlere girmeden daha fazla da zarar görmeden edeple kapıyı kapatmalı bir daha onunla ilgili bir şeyi içeri almamalıyız." dedim.
Kalplerini nelere ve kimlere açtığının ve nelere ve kimlere kapattığının bilincinde olan değerli arkadaşlarıma sesleniyorum.
Ya bu durumu bir şükür ve mutluluk sebebi olarak algılayıp sevgi ile buna vefa gösterin ve kalpler fethedin ya da bir eğitim öğretim sebebi bilip ders çıkararak kalbinizin çirkin ve kirli düşüncelere fethedilmesine fırsat vermeyin.
Önce gönlünüzü sonra sorumluluklarınızı ve diğer bütün Gönülleri fethetmeniz dileği ile sevgi ile paylaşıyorum. (R. Varol)