Sürekli hayat analizi ile uğraşan arkadaşlarımla zaman zaman bir araya gelir konuşuruz. Onlarla çok güzel paylaşımlar oluştururuz.
26.12.2014 19:54
Eğitim
Ramazan VAROL

Sürekli hayat analizi ile uğraşan arkadaşlarımla zaman zaman bir araya gelir konuşuruz. Onlarla çok güzel paylaşımlar oluştururuz.

Sürekli hayat analizi ile uğraşan arkadaşlarımla zaman zaman bir araya gelir konuşuruz. Onlarla çok güzel paylaşımlar oluştururuz.
Bu birlikteliklerden biriydi. Arkadaşlarımdan biri "Hocam, hayatı asıl itibarı ile insanların nasıl yorumlaması lazım?" diye sordu..
O kadar anlamlı ve değerli bir soru idi ki, kesinlikle de en itinalı cevabı hak ediyordu.
Şahsına yönelerek,
"Hayatı değerlendirme sadedinde,
Yaşadığı hayatı olduğu gibi görüp olması gerekene doğru götürmeye çalışanlar ve olduğu gibi görmesine rağmen olması gerektiği gibi anlatanlar olmak üzere iki kısımda değerlendirebiliriz.
Yaşanan hayat olduğu ve olması gerektiği gibidir.
Asıl olan onunla muhatap olanların bu yaşadığı hayata yönelik algılarıdır.
Yaşadığı hayatı olduğu gibi görenlerin atmaları gereken ikinci adım kendilerinin de bu hayatın içinde nerede durmaları gerektiğini bilmeleridir. 
Bu durumda hayat içinde yaşadığı süreci olduğu gibi kabul etmiş olurlar. Sonrasında da olması gerekene doğru yolculuklarına devam ederler.
Bu insanların en güzel ve en özel yaklaşımları yaşadıkları şeyleri hayatın bir gerçeği olarak sadece kendi derin iç zenginliklerine çiftçinin tek sermayesi olan tohumlarını topraklarına ekiş itinası ile yerleştirmeleridir.
İşte yaşanan olayları kendisine sermaye edinip onu güzel ürünlere dönüştürmek de har vurup harman savurmak da kişinin kendi elindedir." diye cevap verdim.
Bu söz üzerine arkadaşlarımdan biri,
"O halde insanlar yaşadığı şeyleri organları ile ölçüp tartarak iç dünyalarına ekerler. Bunları yorumlama tarzlarıyla da bu tohumları ya üretir ya da tüketirler." diyorsunuz.
Deyince. "Çok doğru" dedim ve,
"Yaşanan olayların söze ve davranışa dönüşmesi ile insan özü ve niteliği ortaya çıkarır ki, biz buna ürün diyoruz.
O halde kiminin ürünü sadece kabuk kalırken kiminin ürünü lezzet dolusu tatlara dönüşen meyvelerdir.
Kimi bu söz ve davranışlarla nice ormanlara dönüşebilecek bu tohumları beton dökmüş gibi engellerken kimi de sulayıp, çapalayıp besleyerek ürünlere dönüştürür." dedim.
Bu sözlerimden sonra bütün arkadaşların düşüncelere daldığı gözden kaçmıyordu.
Bunu görünce,
"İşte, bazen gördüğümüz, duyduğumuz, konuştuğumuz, hissettiğimiz, öğrendiğimiz kısaca yaşadığımız her şeyi ya masallaştırır ve hem kendimizi tatmin ederiz hem de insanların mışıl mışıl uyumalarına katkı sağlarız. Ya da bir diriliş muştusu yapıp karanlıklarımıza ışık insanların uyanışına da katkı sağlarız." dedim.
Bu sözlerden sonra sanki her biri anlaşmış gibi koro halinde "İşte şimdi her şey daha da yerli yerine oturdu." dediler ve teşekkürlerini de ifade etmeyi ihmal etmediler.
Bütün hayatı paylaştığım arkadaşlarıma bir ışık ve uyanış muştusu olması dileği ile sevgi ile paylaşıyorum.(R. Varol)