Birbirleri arasında işkence, hak ve hukuk ile ilgili konuşan arkadaşlarımı dinliyordum.
26.12.2014 19:45
Eğitim
Ramazan VAROL

Birbirleri arasında işkence, hak ve hukuk ile ilgili konuşan arkadaşlarımı dinliyordum.

Birbirleri arasında işkence, hak ve hukuk ile ilgili konuşan arkadaşlarımı dinliyordum.
Son dönemlerde bütün dünyada İnsan Hakları ihlallerinin fazlalaştığını konuşuyorlardı.
Gerçekten de konuşulan konular birbirinden anlamlı ve birbirinden özeldi.
Her birini dikkatle dinledim ve oldukça da etkilendim.
Bazı bilgiler tüylerimi diken diken etmeye yetiyordu bile.
Dünyanın dört bir yerinde yaşanan insanlık dramına dikkat çekmeden insan haklarından bahsetmenin ukalalık olduğunu düşündüm.
Kendi fikri dışında kimsenin fikrini kabul etmeye yanaşmadığı gibi başkalarını da kendi fikri etrafında toplamayı ve tek tip insanlar oluşturmaya çalışan bir hak hukuk anlayışının baştan yanlış olduğunu vurgulamaya gerek bile duyulamazdı.
Ben bütün bu konular hakkında düşünürken birden arkadaşlarım, "sen bu konuda ne düşünüyorsun?" diye sorunca bütün dikkatlerin bana yöneldiğini fark etmenin nezaketi içinde,
"Allah her insanı insan olma şerefi ile yaratır. İnsan olma onuru ile yaşama emanetini de bizzat kendisine verir." dedim sonra da olaya farklı bir açıdan yaklaşmanın verdiği anlayışla,
"İnsan olma onuru bir potansiyel gibidir. Yaşanan her olay ve her söz ve davranışla bu potansiyel gelişir ve aynı oranda kemale erer." dedim.
"Nasıl Yani?" sorusunu sorar gibi bakan arkadaşlarıma,
"Alınan her sorumluluk ve bunun gereği olan her konuşma ve davranış insan olma onuru üzerine inşa edildiğinde bir artı değer taşır. 
Aksi durumda insan olma değeri kaybolur. Dolayısıyla söylenen söz ve yapılan davranışlar da kendiliğinden yok olmuş olur." dedim.
Arkadaşlardan biri "Yani Hocam, öncelikli olarak kişi önce kendinin insan olma hakkını mı koruması lazım?" diye sorunca tebessüm ederek "Doğru. Tabii ki normal zamanlarda ve başarabildiği durumlarda." diyerek konuşmama şöyle devam ettim.
"İnsan olarak söylenen her söz ve her davranış bir taraftan artı değer kazandırıp insan olma hakkını koruduğu gibi öte yandan da geliştirip kemale erdirir.
Bütün bunların yanında bu insanlık onuruna yakışır davranışlar karşısında insanlık dışı tavırlar ile karşılaşsa dahi öfkelenerek, kinlenerek insanlık dışı bir davranışa da girip kendi insanlık hakkını çiğneyecek bir söz ya da bir davranış da sergilememelidir." dedim.
Arkadaşlardan bir diğeri "Yani insanlık ancak insanca yaşanır. İnsanlık dışı bir yöntemle insanlık dersi verilemez, demek istiyorsun" deyince sadece teşekkür ederek "Doğru." dedim.
Bir diğer arkadaşım da "Başkalarının insanlık dışı davranışını insanlığa çevirmek için insanlık dışı bir tavır sergilemek insanın kendi insan olma hakkını ihlaldir, diyorsun o halde." deyince tam anlaşıldığımı bilmenin hazzı ile "Evet." dedim.
Sonra da.
"Evlerde eşlerin,evlatların, anne babaların, akrabaların birbirlerine yaptıkları davranışların, iş yerlerinde işçi ve patronların, okullarda idare, öğretmen ve öğrencilerin, birbirlerine yaptıkları davranışların, dışarıda eş, dost ve arkadaşların birbirlerine yaptıkları davranışların ne kadar insani ya da işkence, zulüm olduğunu düşünmek gerekir.
Bütün bu davranışların dünyayı olumlu ve olumsuz anlamda ne kadar etkilendiğine dikkat vermek gerekir.
Biz bunları konuşurken son zamanlarda ortaya çıkan insanlık dışı işkenceleri ya da daha ortaya çıkmayan zulümleri insanlık adına hangi kefeye koyabiliriz?" diyerek dikkatleri biraz daha bütünselliğe çekmek istedim. Sonra da tekrar konuya dönerek, 
"Şimdi her yaşanan olayı adına kızgınlık, öfke, suçlanma, kıskançlık, büyüklenme vb. sebepler yüzünden insanlığınıza vurulan bir darbe gibi algılayıp sonrasında yaptığınız çirkin davranışlarla kendi insanlık hakkınızı çiğnemek de elinizde yaşanan her olayı insanlık onurunuzu koruyup geliştirmeniz ve kemale erdirmek için birer cennet fırsatları olarak algılamak da elinizde." dedim.
Bu gün Dünyayı bırakalım demiyorum. Yapmamız gerekenleri mutlaka yapalım. Bununla birlikte dünyayı aynı zamanda kendimiz olarak düşünelim demek istedim.
Sevgi ile...(R. Varol)