İLETİŞİM YOLCULUĞU
09.10.2013 13:57
Makale Kategori
Ramazan VAROL

İLETİŞİM YOLCULUĞU

Hikâyeler anlatmakta zorlandığımız şeyleri bazen bir hayvan bazen cansız bir varlık bazen de daha başka şahıs ya da yöntemler kullanarak dillendirilmiş ve oldukça ciddi yararlılıklar sunan araçlardır.

Ben de bu araçtan yararlanmak ve yazıma cansız bir şeyleri konuşturan bir hikâye ile başlamak istiyorum. 

 

Yaşlı kadın, bir antika dükkânından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.       

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!

Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.

Ama usta sadece gülümsedi ve “Daha değil!” diye cevapladı beni.

“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:

“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”

Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

“Henüz değil!”

“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”

Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:

“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”

“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.

“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.

“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”

“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfen!” diye bağırdım.

Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.

“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”

Ona “Evet” dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

“Evet, bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.

 

Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.

Döner tezgâhın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.

Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.

Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.

Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.

Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”

 

Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:

 

“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!

 Bana zarar vereceğini düşündüm.

Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim

Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.

Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…

Teşekkür ederim.”

(Hikâye, Sait Çamlıca)

 

Hikâyede de anlatılmaya çalışıldığı gibi yaşanan nice zorluklar insanı olgunlaştırır ve güçlü hale getirir.

 

Yıllardır yaptığım danışmanlıklardan öğrendiğim en önemli şey insanların, başlarına gelen sıkıntı, stres, bunalım ya da bazı bireysel ve ailevi problemleri sadece görünen kısmı ile değerlendirip, reaktif bir tepki göstermeleri olmuştur. Bu insanlar “Neden bütün bunlar beni buluyor? Neden benim başıma geliyor? Suçum günahım neydi?”gibi soruların cevabını bulmaya odaklanıyorlar. Sonrasında da içinden çıkılmaz bir sıkıntı içine giriyorlar. O sıkıntının üstesinden gelemedikleri gibi daha fazla problemlerin oluşmasına da neden oluyorlar.

 

“Neden benim çocuklarım hep evden kaçıyor? Neden hiç ders çalışmıyor? Benim diğerlerinden farkım ne? Ben onlardan daha nitelikli annelik yapıyorum. Benim suçum günahım ne olabilir?” diye danışmanlığıma gelen çok aile olmuştur. Hayatta her insan sıkıntılarla karşılaşır. Herkesin karşılaştığı sıkıntılar farklı farklı olmakla beraber bunlara bakış açıları da farklıdır.

 

Çok önemli bir söz vardır. “Önemli olan yere düşüp düşmemen değil tekrar ayağa kalkıp kalkmamandır.” İnsan olarak herkes düşer. Önemli olan tekrar kalkıp başlama azmi gösterebilmektir. Bu yüzden eğitimlerimizde “İnsanlara yapacağınız en iyi iyilik onların sıkıntılarına hemen çözüm bulmanız değildir. Asıl olan sıkıntılara bakış açılarını değiştirmenizdir. Bakış açısı değişince sanki sıkıntı, yerini ödüle bırakmış gibi olacaktır.” derim. Aynı yaklaşımı sınava giren öğrenciye ya da maça çıkan bir sporcuya gösterdiğimde de sonuçlar şaşırtıcı olmuştur. Mesela evrende depremin felaket getirdiği inanışının dışında ciddi araştırmalar yapan uzmanların depremle birlikte çıkan trilyonlarca enerjiye dikkat çekmeleri oldukça önemli bir durumdur. Bunun yanında bir de depremin öğrettiklerine odaklanan insanın kendini geliştirmesine dikkatinizi verirseniz o zaman olabilecek gelişime siz de inanamazsınız.

 

Yıllarca bir insanı eğitimden geçirseniz bu olayın ona verebileceği iç enerjiyi, gelişimi asla veremezsiniz. Bu örnekte olduğu gibi yaşanan problem ya da sıkıntıları da bir deprem gibi algıladığımızı düşünelim. Görünen kısmında hezimet ve felaket var. Hâlbuki görünenin altında ise nice gizemler, nice hediyeler var. Bunu ancak dikkatle incelediğinizde fark edebilirsiniz. “Dikkatiniz neredeyse enerjinizin oraya kayacağı” evrensel kuralını hatırlamak bu noktada oldukça yarar sağlayacaktır.

 

Bu karşılaşılan olaylar bir olgunlaştırma eğitimi olduğu gibi bize getirdiği hediyesi ve bundan sonra olaylara bakış açımızdaki önemli ve anlamlı değişim oluşturması da oldukça önem arz eder.  “Görünen asla asıl gerçek (hakikat) değildir. Sadece hakikatin yansımalarıdır. Görünenin altında yatana odaklandığınızda bunu keşfedebilirsiniz.”

 

Milyarlarca gören göz var. Herkes gördüğü şeyin asıl gerçek olduğunu zannetseydi dünya hakikatlerle dolu olurdu. Hâlbuki dünyada milyarlarca gerçek olmasına rağmen hakikat sadece bir tanedir. Bu bakış açısı kazandırılan insanlar olaylar karşısında daha dik durmayı başarabileceklerdir. Bu süreçte insanlara sadece proaktif yaklaşımı öğretebilmek dahi yeterlidir.

“Bu olayın bana kazandırdığı ne olabilir? Bu olayı yararlı hale nasıl getirebilirim? Bu olayın üstesinden nasıl gelebilirim?” gibi bir bakış açısı ile yaşadığımız her olayın bize kazandırdığı basamaklara odaklanırsak, seviyemiz de sürekli artacaktır. 

İnsan bütün bu sorunlarla karşı karşıya kaldığı durumlarda olayın dış yüzüne yani görüntüsüne odaklanmak yerine bu olayın altında yatana, kendisine kazandırdığı şeylere odaklanarak gelişimini daha da hızlandırabilecektir.

 

Her olayın insanın gelişimine bir basamak taşı olduğunu anladığımıza göre bundan sonrası geri dönüş ya da ileriye adım şeklinde tamamen bizi ilgilendiren bir süreç olacaktır. Bütün danışanlarıma yaşadıkları sorunun kendilerine ne kazandırdığını ve nelere şükretmesi gerektiğini hatırlamasında katkılarını soruyorum. Sonrasında da bu sorundan kurtulduğu zaman neler değişecek ne gibi değer analizi yapılacak bunları da düşündürüyorum. Yararını gerçekten fazlaca görüyorlar. Hatayı tespit edip hatanın sorumluluğunu üzerine almakla birlikte bunun kazandırdıklarına odaklanmak ve bundan sonra olabilecek güzelliklere hazır olmak da bu anlamda oldukça yararlı bir yöntem olabilecektir. Bu gerçekten kalıcı çözümü getirebildiği gibi aynı zamanda bir kayıp bir felaket gibi görünen sıkıntının aslında bir eğitim içeriği gibi olmasını da sağlayabilir. Kapımız her zaman çalınır ve kapıyı felaket gelecek diye açmamak hiçbir zaman çözüm olamaz. Kapıyı açarken dikkatli olmak, açtıktan sonra da karşılaşabileceğimiz şeye hazırlıklı olmak oldukça önemlidir. 

 

Yazıma son verirken tutunacağınız hayaller ve hedefler bu dönemin sağlıklı atlatılmasında oldukça yarar sağlayacaktır. Lütfen ne istediğinizi belirleyin. Hayat ne istediğini bilenlerin başarı hanelerini sürekli doldurur. Ne istediğini bilmeyenler her zaman ne istediğini bilenlerin kölesi gibi çalışmakla hayatlarını sürdürürler.

 

Ne istediğini bilen amaçları ve hayalleri ile insanlık adına çalışma temeline yerleştirdikleri hayatı anlamlı dolduran insanlardan olmanız dileğimle…