Çok değerli bir arkadaşımla konuşuyordum. Hayatın bir denge içinde bir ölçü ile yaşanması üzerinde duruyorduk.
03.10.2015 15:53
Eğitim
Ramazan VAROL

Çok değerli bir arkadaşımla konuşuyordum. Hayatın bir denge içinde bir ölçü ile yaşanması üzerinde duruyorduk.

Çok değerli bir arkadaşımla konuşuyordum.
Hayatın bir denge içinde bir ölçü ile yaşanması üzerinde duruyorduk.
İnsan içinde taşıdığı özü koruyabilmek gözetebilmek ve zamanı geldiğinde ürün verebilecek şekilde ortaya çıkarmak için bedenini de koruyup gözetmelidir.
Öte yandan bedenin özü korumak amaçlı hareket etmesi gerektiği de unutulmamalıdır.
Her iki yönün de bir dengesi olduğu akılda iyi tutulmalıdır. Denge kaybı ile hayatın da ölçüsü kaybedilebilecektir.
Bu noktada Hakkaniyet ilkesi ile beraber Eşitlik ve Adalet ilkesinin yeri de ayrıca ortaya çıkıyor.
Yaşanan her olay ile birlikte bu ilkenin uygulanabilirlik esnekliliği kazanmış olması hayatın da dengede yürümesi ve ölçülü hareket edilmesinde ciddi önem arz ettiği ortadadır.
Biz bunları konuşurken değerli arkadaşım,
"Kişinin gücü, makamı, bedeni, parası, güzelliği vb. günün birinde tükenir. Bununla beraber bu imkânlarla oluşturduğu değerler ise her zaman yaşar." deyince,
Güzel anlam ve değerlerin ışığının, kapalı gözlerden bile içeri, öze nasıl sızdığını ve karanlıkları nasıl da aydınlığa kavuşturduğunu düşündüm. 
Öze girmenin ve içi aydınlatmanın, özde yaşamanın yolunun sözlerle, para ve makamlarla değil artı değer üretmekle ilgili olduğunu bir kez daha kavramış oldum.
Kendi kendime üretilen değerleri konuş ki değerler yaşasın. Sen de onu yaşatmış olasın. 
Şunu çok net anladım ki, sadece bedeni yaşatmaya çalışanlar o ölünce çirkin kokular altında boğulacaklardır.
Sonra da aklıma hayvan ölünce ortada sadece semeri kalıyor. İnsan ölünce de tabii ki eseri kalıyor. 
O halde yok olacak olana mı ebedi yaşayacak olana mı odaklanmak gerekir? Sorusunu sordum kendime...
Sonra kısa bir süre önce ölen yakınlarımı düşündüm.
"Ölenin değil, artı bir değer bırakmayanın ardından ağlamalı insan..." dedim kendi kendime
Sonra da ardı arkası kesilmedi cümlelerimin,
"Konuşması, ziyareti, makamı, parası, gücü, sorumluluğu, görevi vb. bitenin değil bunlarla artı bir değer bırakmayanların ardından ağlamalı insan." dedim.
Hemen ardından düşünmeye devamla,
"Artı bir değer bırakanın da bıraktığı yerden artı değer üretmeye devam etmeli insan. Sadece onunla bir şekilde yakın çıkıp bıraktıkları ile böbürlenmek, kendimize pay çıkarmak değil." dedim.
Birden arkadaşımın "Değer üretmek, değerler yaşatmak için olmalı insanın konuşması, harcaması, yapması, okuması, yazması, çizmesi hatta savaşması vb. bile" sözü ile irkildim bir an. 
Sonra da hemen düşündüm. 
"Gerçekten de alınan sorumluluklar, yapılan işler, sahip olunan değerler zaten yok olup gidecek bir şey uğruna tüketilmemeli. Bilakis ebedi kalıcı değerler üretmek için olmalı." 
Durmaya, dinlenmeye bile sadece artı değer üretmek adına ihtiyaç duyması gereken değerli arkadaşlarıma zaten kendisi bir değer olan zamanı artı değerler üreterek değerlendirmeleri dileği ile sevgi ile paylaşıyorum. (R. Varol)