Akrabaları ile ilgili oldukça sorunlar yaşayan bir arkadaş gelmişti yanıma.
16.03.2015 10:04
Eğitim
Ramazan VAROL

Akrabaları ile ilgili oldukça sorunlar yaşayan bir arkadaş gelmişti yanıma.

Akrabaları ile ilgili oldukça sorunlar yaşayan bir arkadaş gelmişti yanıma.
Akrabalarına son derece verici olmasına rağmen bir türlü onları mutlu edemediğini kendilerinden de bir teşekkürü dahi duyamadığını söylüyordu.
Neden insanların özellikle yakınlarının bu kadar aç gözlü olduklarını merak ettiğini söylüyordu.
Arkadaşı dikkatle dinledikten sonra,
"Şunu iyi bilin ki, her davranışın altında mutlaka bir niyet yatar. Bu niyet safiyetini kaybettiğinde çok tehlikeli sinyaller oluşur. Davranış kurtlanır ve kirlenir. 
Bu kurt ve kir azılı ve sinsidir. 
Kendini her zaman da haklı çıkaracak bir bahane mutlaka bulur. Bu dilimize açgözlülük olarak tercüme edilen ihtirastır. 
İhtiras ya da açgözlülük olayları hakkı asla gözetmeksizin sadece kendi bakışı ve çıkarı doğrultusunda yorumlamak ve bu doğrultuda davranmaktır. 
Bu durum aslında iki yaşındaki bir çocuğun egosu gibidir. 
Bütün dünya onundur ve ona hizmet etmektedir gibi düşünür. 
Gerçekten de tehlikeli bir rahatsızlıktır." dedim. Bu söz üzerine arkadaş,
"Bu durum nasıl gerçekleşir?" diye sorunca,
"Sahip olduğu ya da muhatap olduğu değerlere şükür eksikliği ile başlar. Şükürsüzlük bir insanı isteklerinin sınırını hakkaniyet ilkesinin dışına çıkarır ve sınır tanımaz hale getirir. Yani sahip olduğu ya da karşılaştığı şeyin asıl kendisine vereni, emanet edeni unutturup gerçek sahibi imiş gibi gösterir ve her şey onun etrafında döner sanki." diye cevap verince arkadaş "Nasıl yani?" diye sordu.
"Bir insan sahip olduğu değerin asıl sahibini bildiği zaman şükreder. Bu durum bir farkındalıktır. Yani fark edebilen şükreder. Sahip olduğu şeyin bir emanet olduğunu fark edemeyen kişi şükretmeye ihtiyaç duymaz ve daha fazla şeyin kendi hakkı olduğunu düşünmeye başlar. 
Şükürsüzlük beraberinde sınırsızlığı da getirdiği için sınırlarını aşıp başkalarının da sınırlarına müdahale eder. 
Bu da vefasızlığı ve aç gözlülüğü artırır. Herkesin sahip olduğu değerlerden gözünü alamayan bir muhteris haline döner.
Bu arkadaşlıkta da akrabalıkta da iş yeri beraberliğinde de komşulukta da vatandaşlıkta da böyledir. Yani her şeyin sahibi kendisi, herkesin sahibi de kendisi imiş gibi davranır.
Herkes ona hizmet edecekmiş gibi düşünür. Aslında hepimizin bir birimize bir emanet olduğunu unutur." dedim.
Bu sözden sonra arkadaş, "O halde Hocam, Aç gözlü olmaktan nasıl kurtulabiliriz?"diye sorunca,
"Önce sahip olduğumuza şükretmek sonra da bu şükrün aslında sahip olduğumuz şeyin hakkını vermekle eş anlamlı olduğunu kabul edip ona göre davranmak gerekir.
Kendi sınırlarına ve başkalarının sınırlarına saygı duymak ve sınırı aştığında haddini bilip özür dilemek ve hemen sınırına dönmek gerekir.
Karşı taraftan haddi olmasa da bir ikram ile karşılaştığında zaten yapılması gereken bir hak gibi görme yanlışına düşmeden sınırını bilip teşekkür etmelidir.
Her şeyin sahibinin Allah olduğunu kabul etmelidir.
Allah'ın evrende var olan şeyleri sadece birilerine emanet ettiği bilinci içinde olmalıdır.
Emanete riayet sahibine saygı iledir. 
Emaneti artırmanın beraberinde getirdiği sorumluluğa da hazır olunmalıdır.
Doğru olan şeyi yapma konusunda kararlılık ve cesaret göstermelidir." dedim.
Bu sözün üstüne arkadaşım teşekkür etti.
Sizlerle de sevgi ile paylaşmak istedim. (R. Varol)